3 Nisan 2008 Perşembe

Oruç ve zekâtı terk etmenin getirdiği musibet

"Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiiliniz ile kadere fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti. Musîbet-i amme ekseriyetin hatasına terettüb eder. Hazırda mükâfatınız nedir?"
Dedim:
"Mukaddemesi üç mühim erkan-ı İslamiyedeki ihmalimizdir: salât, savm, zekât. Zîra, yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Halık Teâlâ bizden istedi; tenbellik ettik. Beş sene, yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrik ile, bir nevî namaz kıldırdı. Hem, senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi; nefsimize acıdık. Keffareten, beş sene oruç tutturdu. ‘On'dan, ya ‘kırk'tan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi; buhl ettik, zulmettik; O da bizden müterakim zekâtı aldı. Amelin karşılığı kendi türünden birşeyle verilir"
Tarihçe-i Hayat, s. 120
***
Evet, âlem-i İslâmın, bu asrın hasâreti olan bu dehşetli İkinci Harb-i Umûmiden kurtulmasının sebebi, Kur'ân'dan gelen îman ve a'mal-i saliha olduğu gibi; fakirlere gelen acı açlık ve kahtın sebebi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasâret ve zayiatın sebebi de, zekât yerinde ihtikar etmeleridir. Ve Anadolu'nun bir meydan-ı harb olmamasının sebebi, "İman edenler müstesna" (Asr Sûresi: 3.) kelime-i kudsiyesinin hakîkatini fevkalade bir sûrette yüz bin insanların kalblerine tahkîki bir tarzda ders veren Risâle-i Nur olduğunu pekçok emarelerle ve şakirtlerinden binler ehl-i hakîkat ve dikkatin kanaatleri ispat eder.
Tarihçe-i Hayat, s. 278

Tarihçe-i Hayat:120

Hiç yorum yok: